Yükleniyor

Tüm işimiz ABD’de ama tüm yönetim Türkiye’de Türk mühendislerinde

Pandemi ile birlikte tüm dünyada hızlı bir büyüme sürecine giren e-ticaret, Türkiye’den çıkan yerli bir yazılım şirketine yatırım getirdi. ABD merkezli Amazon ve Walmart gibi e-ticaret platformları için depo ve stok yönetimi yazılımları geliştiren Logiwa, ABD’li fonlardan 8.5 milyon dolarlık yatırım aldı.

2000’li yılların başlarında Türkiye’de kurulup, 2017 yılında ABD’ye açılan Logiwa’nın CEO’su Erhan Musaoğlu, aldıkları yatırımı ve pandemi ile birlikte e-ticaret pazarında yaşanan dönüşümü değerlendirdi.

1- Ne zaman, nasıl kuruldu? Hangi ihtiyaçtan yola çıktı? Neler yapıyorsunuz?

“Aslında bu işe 2004 yılında başladık. İlk hedefimiz Türkiye'ye tedarik zinciri ürünlerini getirmekti. Yurtdışında bu işi çok iyi yapan yazılımlarla anlaşmalar yaparak, Türkiye’ye getirdik. Depo yazılımı, nakliye yazılımı, stok optimizasyonu yazılımı gibi yazılımları getirdik. Belirli bir süre bu yazılımları Türkiye’ye uyarlayıp, sattıktan sonra şunu fark ettik; aslında bu yazılımlar 30-40 yıl önce yazılmış ve e-ticareti çok da içine almayan, B2B şirketler için yazılmış olan yazılımlar olduğunu fark ettik. Bu nedenle biz kendi yazılımımızı geliştirmeye karar verdik. 2012 yılında Logiwa’nın ilk versiyonunu geliştirdik. Bu versiyonla Arvato, Koton, Trendyol gibi Türkiye’nin önde gelen e-ticaret depolaması ve sevkiyatı yapan şirketler müşterilerimiz oldu. Bu şirketlerin yabancı yazılımlarını değiştirdik. Sonra şunu gördük; bizim depoculuk know-how’umuz oldukça iyi. Biz aslında depo yazılımları konusunda dünyayla rekabet edebilecek durumdayız. bu nedenle de ürünlerimizi ABD’ye açmaya karar verdik. ‘Biz bu işi şampiyonlar ligi olan ABD’de yapalım’ dedik. 2017 yılında ABD’ye geldik. İsmimizi de Logiwa olarak değiştirdik. Daha sonra Revo Capital bize yatırım yaptı. Bu yatırımla biraz daha büyüdük. Daha sonra ABD’li yatırımcıları aldık içeriye. En son bu nisan ayında 8.5 milyon dolar yatırım aldık, ABD-Chicago’nun önde gelen yatırımcıların biri yaptı bu yatırımı. Hatta bu yatırımcının yatırım yaptığı şirketler arasında Starbucks, Target gibi dünya devi şirketler var. Şu anda yüzde 100 Kuzey Amerika pazarına odaklanmış durumdayız. Tüm müşterilerimiz Amerika’da.”

2- Yaptığınız entegrasyon işini bulut üzerinden sağlamanın avantajları neler? E-ticarette maliyetleri nasıl düşürüyor?

“Tüketiciler bir web sitesine veya pazar yerine girip, satın alma butonuna bastıktan sonra bizim hikayemiz başlıyor. Çünkü arka tarafta çok komplike bir hikaye var. O siparişlerin depoya ulaşması gerekiyor. depodaki çalışanlar için hazırlama ve sipariş sevkiyat listelerinin oluşturUlması gerekiyor. Sonra bu listelere göre ürünlerin depolardan toplanıp, paketleme masalarına gelmesi gerekiyor. Paketleme masalarında sevkiyat adreslerine göre etiketlerin basılıp, paketlemenin yapılıp, daha sonra kargo şirketlerine verilip, kargolanması gerekiyor.”

“Biz aslında bu arka taraftaki, satın alma butonuna basıldıktan, ürünün müşteriye gitmesine kadar olan tüm süreci yönetiyoruz. bu süreçte de özellikle bulut ortamında çalışıyoruz. Biz yazılım şirketiyiz. Server host etmek, bu server’ın bakımıyla güvenliğiyle ilgilenmek bizim ana işimiz değil. Biz bütün odağımızı kendi geliştirdiğimiz uygulamaya yönlendirmek istiyoruz. Bu noktada bulut bize çok büyük avantaj sağlıyor. Bizim tüm Ar-ge ekipleri, mühendisler, developer’lar ve hatta satış sonrası destek ekibimiz Türkiye’de. Ama host edilen bütün server’lar da Amerika’da. Dolayısıyla bulut ortamında bu server’ları çok daha rahat yönetebiliyoruz. Ayrıca bizim müşteri sayılarımız çok hızlı artıyor. Mesela son 2 ayda biz çift haneli büyüdük. Müşteri sayısı ve işlem hacmi gittikçe artıyor. Bu yüzden bulut üzerinde bunun ölçeklendirilmesi bizim için çok daha kolay. Hardware satın almıyorsunuz, birkaç dakika içinde yeni bir server üzerinde işlemlerinize devam edebiliyorsunuz.”

3- Ekibiniz hakkında da bilgi verebilir misiniz? Kaç kişilik bir ekipsiniz? Nerelerde ofisleriniz var?

“Bizim iki merkezimiz var. Chicago’da, satış, pazarlama, finans, insan kaynakları (HR) ve müşteri hizmetleri ekiplerimiz var. Bütün mühendislik ekibimiz ise Türkiye’de (İstanbul’da). Yazılımcılarımız Türkiye’de. Ürün ekiplerimiz Türkiye’de ve satış sonrası destek ekiplerimiz Türkiye’de. Toplam yaklaşık olarak 55 kişilik bir ekibiz. Yıl sonuna kadar bu rakam 100 kişiye çıkacak. Özellikle son yatırımdan sonra hem Chicago’da hem de Türkiye’de çok hızlı bir şekilde eleman almaya ve büyümeye başlıyoruz. Çünkü ürün gamımızı çeşitlendirmeye çalışıyoruz. İstihdam anlamında şirketi bir yıl içinde hem Chicago'da hem de İstanbul’da yapacağımız işe alımlarla yaklaşık yüzde 80 oranında büyütmeyi düşünüyoruz.”

4- Özellikle 2017 yılında ABD pazarına açılmayla başlayan süreçte hangi iş ortaklarıyla çalıştınız? Bu işbirlikleri iş yapış yöntemlerinizi nasıl etkiledi?

“Yazılımlarımızın tamamı bulut ortamında bulunuyor. Burada dünyanın güvendiği ve geçerli bir bulut ortamı olan Microsoft Azure ile çalışmayı tercih ettik. Microsoft Azure alt yapısının sağladığı imkanlarla entegrasyon katmanında ölçeklenebilir uygulamalar geliştirebiliyoruz. Azure Application Insights ile uygulamamızın takibini etkin şekilde gerçekleştirebiliyoruz. Azure Cloud ortamında da uygulamalarımızı farklı bölgelerde barındırarak hizmet kalitemizi arttırıyoruz. Bu kapsamda her noktada destek alabileceğimiz ve bizim ihtiyaçlarımıza göre servisleri ve süreçleri düzenleyebileceğimiz Netaş en büyük destekçilerimizden biri oldu. Netaş ile Azure platformunda yetkilendirme, raporlama başlıkları ile teknik olmayan altyapı hazırlandı. Yapı analizleri sonrası yeni ortam dizaynı ve kurulumu yapıldı. Geliştirilen dizayn ile esnek ve güvenli bir altyapı oluşturuldu. Container mimarisine dönüşümde, dizayn konusunda verilen destek ile taşımalar sorunsuz gerçekleşti.”

“Birçok iş ortağı ile de çalışıyoruz. Amazon bunlardan bir tanesi. Amazon’da satış yapan bütün online satıcılar aslında bizim portföyümüze giriyor. Bunun dışında Shopify, Magento, Walmart.. aklınıza gelebilecek bütün online pazar yerleri ile çalışıyoruz.”

“Teknoloji tarafında çalıştığımız iş ortakları var. Netaş bunlardan biri. Bizim server’larımız Amerika’da ama şu an bunlar Netaş tarafından yönetiliyor. Dolayısıyla aldığımız hızın kalitesi ve hızı çok önemli. Biz de bu noktada bir Türk partneri tercih ettik. Çünkü bütün Ar-Ge ekibimiz Türkiye’de zaten, onlarla daha sıkı temasta olsun diye. Onun dışında ABD’de deliver diye yeni bir sevkiyat network’ü var, onlarla çalışmaya başladık. Pepsi yine müşterilerimizden bir tanesi. Yine ABD’de robotik otomasyon sistemleriyle ortaklıklar yapıyoruz.”

5- Hangi ülkelerde faaliyet yürütüyorsunuz?

“Şu anda satış anlamında sadece Amerika’da varız. Bütün müşterilerimiz Amerika’da. Kanada başta olmak üzere İngilizce konuşan ülkelere de açılmayı düşünüyorduk. Fakat Covid-19 ile birlikte Amerika pazarı o kadar hızlı büyümeye başladı ki, bu açılımı yapmaya fırsat bulamadık. Ancak 2022 yılında Kanada, Avustralya ve İngiltere’ye de açılmayı planlıyoruz. Önce İngilizce konuşan ülkelerden başlayıp, ardından bütün dünyaya açılmayı hedefliyoruz.”

6- Sisteminiz üzerinden gerçekleşen günlük işlem hacmi ne boyutta? Bu rakamlar özellikle pandemi ile birlikte nasıl değişti?

“Biz iki sektörün kesişiminde bulunuyoruz. Biri e-ticaret, diğeri de tedarik zinciri dediğimiz, insanlara ürünleri ulaştıran sektör. İki sektörün kesişiminde olduğumuz için bu iki sektöre de destek veriyoruz. Bu iki sektör de pandemide bayrağı taşıyan sektörler. İnsanlar mağazalara gidip alışveriş yapmazken, bu ürünleri insanlara online satış yapanlar ve lojistikçiler getirdiler. ABD’ye ilk Covid geldiğinde biz mevcut uygulamamızın üzerinden geçen işlem ve sipariş sayısı bazında ilk 2 haftada yüzde 700 bir artış gördük. Şu anda bizim sistemlerimiz üzerinden Amerikalı tüketicilere ayda 30 milyon ürün sevk ediliyor. Bu pandemi öncesine göre yaklaşık 9 katlık bir artışa karşılık geliyor.”

7- Pandemi ile birlikte artık en çok konuştuğumuz konuların başında dijitalleşme geliyor. Bu hızlı dijitalleşme iş süreçlerinizi nasıl etkiledi? Bundan sonra neler bekleniyor?

“Dijitalleşme hayatımızda hep vardı ama çok yavaştı. Biz Logiwa’yı geliştirirken, bu dijitalleşmenin hız kazanacağını düşünerek geliştirmiştik. Ama Covid’ten önce dijitalleşme beklenenden daha yavaş ilerliyordu. Dijitalleşme, önce tüketici deneyimini iyileştirerek başladı. Kolay bir şekilde o ürünü satın alabilsin, fiyatını görsün, sevkiyat tarihini görsün, sepetine eklesin, iadesini yapabilsin.. vs. Bunlar online tarafta, web sitesi tarafında yapılan dijitalleşmeydi. Fakat Covid’ten sonra enteresan birşey oldu. Artık dijitalleşme, depolarda ve tedarik zincirlerinde de tamamen yerleşmiş durumda. Çünkü artık özellikle Amerika’da rekabet, ürünü en hızlı ve en doğru teslim edebilen lehine işliyor. Bu nedenle de depo yazılımları artık çok daha önemli. Sizin onbinlerce siparişiniz var vu bu onbinlerce siparişin doğru bir şekilde paketlenip, hızlı bir şekilde insanlara gitmesi gerekiyor. Bunu da dijitalleşmeden yapmanız imkansız. Dolayısıyla dijitalleşme şu anda tedarik zincirine yerleşmiş durumda. Bu noktadan sonra da artık dijitalleşmenin sadece ileri gitmesini bekleyebiliriz. Tedarik zincirinde teslimat deneyimini en iyi yaşatan şirketler, ilerde rekabette kazanan şirketler olacaklar.”

8- Türkiye’den çıkıp, dünyada hizmet veren bir yazılım girişimi olarak önümüzdeki dönemde hedefleriniz nelerdir? Küresel pazarda Türk mühendislerinin bu alanda en büyük avantajı nedir?

“Bizim bir hedefimiz var: Türkiye’den dünya devi bir yazılım devi çıkarmak. Ve tamamen Türk teknolojisiyle bunu yapmak istiyoruz. Bizim şu anda yazılım geliştiren ekibimizin tamamı Türk mühendislerden oluşuyor. Sadece Türk mühendisler de değil, satış sonrası destek ekibimiz, hatta Chicago’da müşteri yönetimi ekibimiz bile Türk. Özellikle depo yazılımında abonelik sistemi üzerine kurgulu çok yapı yok, daha çok satın alma üzerine kurgulu sistemler var. Bu alanda geliştirdiğimiz abonelik sistemi ile sektörü domine etmek istiyoruz.”

“ABD’ye ilk geldiğimizde yatırım almamıştık, çok zor şartlarda buraya gelmiştik. Eşimle birlikte ABD’ye ilk geldiğimiz yılda günde yaklaşık 30 dolar harcayarak yaşadık. Tüm kazandıklarımızı da bu işin pazarlamasına ayırdık. Türkiye’deki mühendisler çok fedakarlar ve şirketlerine bağlılar. Bizim bir kültürümüz var, inanılmaz misafirperver bir ülkeyiz. Satış sonrası hizmette ve uygulama süreçlerinde Türk mühendisleri tercih etmemizin bir sebebi de bu.”