50
  • Alo Bilgi

Af Mı, Yapılandırma Mı?

Son yirmi yıla geri dönüp baktığımızda pek çok mali af kanunu çıktığını, pek çok kanunda da mali af benzeri düzenlemelerinin yer aldığını görüyoruz. Bu aflar önce çeşitli indirimlerle ödeme kolaylıkları şeklinde başlamışken sonra buna incelenmeme hakkını satın alma (matrah artırımı) eklendi. Daha sonrasında kasa affı, stok affı, demirbaş affı, cari hesap affı gibi pek çok konular eklendi ve son olarak kayıt dışı kalmış veya yurt dışında bulunan kaynakları küçük bedeller karşılığında kayıt içine alma eklendi.

 

 

Bu kanunlar, genelde kazan-kazan formülüne veya mantığına dayalı olarak karşımıza çıktı.

Hazine kazandı. Toplanamayan vergi toplandı. Hatta incelenmeme hakkının satın alınmasına olan talep bekleneni aşınca, kamu gelirleri bekleneni de aşan oranda gerçekleşti. Mükellef de kazançlı çıktı. Faizleri ve cezaları ile ödenemez borçlarını taksitler halinde ödeme olanağına kavuştu. Defter ve belgelerini incelemeden kurtardı. Defterlerinde kasa hesabında, stoklarında, cari hesaplarında bulunan olumsuzlukları kapattı, kayıt dışı gelirlerini yasallaştırdı.

 

 

Bu afları, mükellef tabii ki menfaatleri açısından doğal olarak istemektedir. Sadece bizde değil, dünyanın her yerinde siyasetçi de konuya oy açısından bakınca, bu gibi aflar çıkmaktadır.

Peki, bu kanunların kaybedeni yok mu? Elbette var. Her şeyden önce hukuk kaybediyor, dürüst mükellef dürüstlüğünden utanıyor, vergi idaresinin otoritesi ve denetim müessesesinin etkinliği erozyona uğruyor.

 

 

Neticede, mükellef kesiminde, vergi mevzuatı ve muhasebe kuralları karşısında, “nasıl olsa af çıkar, matrah artırımı yaparız” anlayışı ile rahat davranma psikolojisi yer edindi. İdarenin cezalı tarhiyatları karşısında ilk af kanununa kadar tahakkuku geciktirmek ve kanunun getireceği avantajlardan yararlanmak amacıyla haksız da olsa uzlaşmayıp dava açma yolu tercih edilir oldu. Bütün bunlar kamu gelirlerini erozyona uğratan sebepler olarak karşımıza çıktı.

Bence zaten incelenmeme hakkını satın alma (matrah artırımı), kasa affı, stok affı, demirbaş affı, cari hesap affı gibi aflara Anayasa’da elvermemektedir. Ancak bu tip düzenlemelerden yararlananların doğal olarak itiraz etmemesi, yararlanamayanların ise ilgisinin olmaması dolayısıyla yargı yoluna gitmesinin olanaksız olması dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi denetimi de burada olamamaktadır.

Kısacası, ben mali aflara karşıyım. Ancak söz konusu af kanunlarının bir diğer yönü de borcunu dürüstçe beyan etmiş ancak ödeyememiş borçlulara ödeme kolaylığı sağlamasıdır. İşte burada kazan – kazan formülü çalışır ve kaybeden yoktur.

 

 

Günümüzün ekonomik sıkıntıları, piyasaların pandemi öncesi normale henüz dönememesi, pek çok işletmenin uzun süre kapalı kalması veya çalışmasını durdurması yahut kapasitesini düşürmesi dolayısıyla mükelleflerin büyük kesimi kamu borçlarını ödeyememiştir. Bütçe gelirlerine ve tahakkuk tahsilat oranlarına ilişkin rakamlar bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bırakın kamu borçlarını, pek çok işletme ücretleri, kira giderlerini karşılamakta dahi sıkıntı içerisindedir. Pek çok işletme, pahalı para olmasına rağmen zorunluluktan, müşteriden tahsil ettiği (KDV) veya ücretlisinden kestiği vergiyi beyan etmesine rağmen ödemeyip kullanma yoluna gitmektedir.

 

 

Öte yandan işletmeleri ve kurumları kara kara düşündüren bir diğer konuda Ekim-Aralık dönemidir. Çünkü mart ilâ mayıs aylarına ait KDV ve muhtasar beyannamelerinden doğan vergilerin vadesi bu aylarda toplanmıştır. Yine aynı aylara ait SGK primlerinin de yine bu aylarda kuruma ödenmesi gerekmektedir. Bu ödenecek rakamlara, cari dönemin faaliyetlerinden doğan rakamlarda eklenince, ödenmesi gereken tutarların işletmeleri zorlayacağı açıktır.

Bu nedenle, kamuya olan borçların yeniden yapılandırılarak, ceza ve faiz yüklerinde indirim yapılarak, taksitlendirerek tahsili, işletmelerin elinin kolaylaştırılması ve piyasaların istikrarı açısından zorunluluk arz etmektedir.

Affı bilmem ama ihtilaflı olsun olmasın bütün borçların yeniden yapılandırılması bugün için olmazsa olmaz hale gelmiştir. Bu nedenle benim kişisel inancım Meclisin açıldığı ay, konunun gündeme geleceği yönündedir.

 

 

Ancak yapılandırma kanunu teklifi hazırlanırken iki konu önem taşımaktadır.

Yapılandırma kanunları hep kes-yapıştır görüntüsü verdiğinden, bu defa aynı şey yapılmamalı, önceki kanunlar zamanında çıkmış (yapılandırma kanunları aynı veya çok benzer hükümleri taşıdığından hep benzer olarak ortaya çıkmış) ihtilaflar ve yargı kararları taranarak, artık bu ihtilafları giderecek hükümlerin yeni kanunda yer alması gerekmektedir.

İkinci olarak da yılın son çeyreğine yığılan ödeme yükümlülüklerinin ve dolayısıyla işletmelerin yüklerinin hafifletilebilmesi için, yapılandırma kanununun yayımı tarihinden önceki ay sonu itibariyle tahakkuk etmiş ancak vadesi kanunun yayımından sonra 31.12.2020 tarihine kadar gelecek olan borçların da taksitlendirme kapsamına alınması yararlı olacaktır.

 

 

Bumin Doğrusöz / Dünya Gazetesi











Sponsorlu Bağlantı


Diğer Yazılar